BANKACILIK UYGULAMALARINA İLİŞKİN SUÇLAR

Bankacılık uygulamalarına ilişkin bir takım suçlar öngörülmüştür. Bu suçlar genel olarak Bankacılık Kanununda düzenlenmiştir fakat Türk Ceza Kanununda düzenlenen bazı suçlarında banka çalışanları veya yöneticilerince ya da banka aleyhine işlenmesi söz konusu olabilir. İşlenen fiil hem Bankacılık Kanuna göre hem de TCK’ ya göre suç olarak kabul edilebilir. Böyle bir durum varlığı halinde Bankacılık Kanunu m. 161 “Bu Kanuna göre suç teşkil eden hareket ve fiiller başka kanunlara göre de cezayı gerektirdiği takdirde, failleri hakkında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesi uygulanır.”hükmü ile de tespit edilmiş ve hangi kanun maddesi cezası daha ağır ise failin bu madde ile cezalandırılmasını hükme bağlamıştır.5237 sayılı kanunda bankacılık ile ilgili suçlara bakacak olursak; üçüncü kısım dokuzuncu bölümdeki Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlardan m. 239’daki Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi ve Belgenin Açıklanması; yine üçüncü bölüm onuncu bölümdeki Bilişim Alanında Suçlardan m. 245 Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması; dördüncü bölüm birinci bölümdeki m. 247 vd. Zimmet, m. 257 Görevi Kötüye Kullanma ve birinci kısım onuncu bölüm malvarlığına karşı suçlardan m. 157 vd. dolandırıcılık ve de üçüncü kısım dördüncü bölüm Kamu Güvenine Karşı Suçlardan m. 204 Resmi Belgede Sahtecilik ve m. 207 Özel Belgede Sahtecilik bankacılıkla ilgili suçlar olarak gösterilebilir.

 

I.TİCARİ SIR, BANKACILIK SIRRI veya MÜŞTERİ SIRRI NİTELİĞİNDEKİ BİLGİ veya BELGELERİN AÇIKLANMASI
5237 sayılı kanun Dokuzuncu Bölüm Ekonomi, Sanayi Ve Ticarete İlişkin Suçlar içinde düzenlenmiştir. TCK m. 239 f. 1’deki düzenlemeye göre; “Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikâyet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgeleri, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi hâlinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur.”şeklinde düzenlenmiştir. Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere suçun faili meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu sırrı açıklayan kişidir. Bununla birlikte bilgi ve belgelere hukuka aykırı yolla ele geçirenler de bu suç kapsamında fail olabilmektedir. Bu suçun maddi unsuru ise meslek veya sanatının gereği elde ettiği bilgi ve belgeyi ifşa etmektir. Suçun manevi unsuru ise genel kasttır. Fail bilerek ve isteyerek sırrı açıklamadır. Takibi şikayete bağlı bir suçtur. Şikayet üzerine soruşturmaya başlanır.
Suçun bir tane ağırlaştırıcı sebebi mevcuttur. TCK m. 239 f. 4 uyarınca “Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” olarak düzenlenmiştir.


II. BANKA ve KREDİ KARTLARININ KÖTÜYE KULLANILMASI
5237 sayılı kanunun üçüncü bölüm onuncu kısımda düzenlenmiştir. TCK m. 245’teki düzenlenmede iki tip suç tanımlanmıştır. Bunlardan ilki TCK m. 245 f. 1’e göre “Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. hükmüdür. Buna göre fail başkasına ait bir banka veya kredi kartını ele geçiren kişidir. Başkasına ait olan bir şeyi malikinin rızası olmadan alan kişidir. Banka veya kredi kartına başka hiçbir eylem yapmadan ulaşmaktadır. Maddi unsur başkasına ait bir banka ve kredi kartından menfaat temin edilmesidir. Bununla birlikte kanun hükmünde düzenlenen bir diğer suç tipi ise TCK m. 245 f. 2 uyarınca “Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. olarak düzenlenen fıkradır. Burada ise başkasına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirerek sahte banka ve kredi kartı üretmek ve bunun ticaretini yapmak suç olarak tanımlanmıştır. 245. maddenin üçüncü fıkrasında da ise bir torba hüküm getirilerek “Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” Şeklinde bir hükme yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca da eğer başka suçlarda daha ağır bir cezayı öngörmüyorsa failin bu hükme göre cezalandırılması sağlanmıştır. Yine kanun hükmü birinci fıkrada tanımlanan suçun cezasızlık halini öngörmüştür. TCK m. 245 f. 4’ e göre “ Birinci fıkrada yer alan suçun; Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın, Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.” Şeklinde düzenlenmiştir.
Kanuna 06.12.2006 tarihinde 5560 sayılı kanunun 11. maddesiyle eklenen fıkraya göre “Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır. Hükmü getirilmiştir. Buna göre birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen fail pişmanlık gösterirse, TCK m. 168 uyarınca hükmolunacak cezada indirim yapılır.

 

III. ZİMMET
Zimmet suçu Mali Hukuk Ansiklopedisinde “ memur veya kanunlar uyarınca memur sayılanların görevi gereği veya kanuni olarak kendilerine verilmiş ya da denetim, koruma veya sorumluluğu altındaki para, para hükmünde senet veya eşyanın mal edinmesi” olarak tanımlanmıştır. Zimmet hem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunda hem de 5411 sayılı Bankacılık Kanunda düzenlenmiştir. 5237 sayılı kanunda kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Zimmet suçunda korunan hukuki konu idarenin güvenirliği ve işleyişidir. Halktaki kamu idaresinin dürüst ve kurallara uygun olarak yürütüldüğüne dair güven duygusunun korunması ve bunu zedeleyecek her türlü fiilin önüne geçilmesi gerekmektedir. Zimmet suçunun düzenlenmesiyle kamu faaliyetlerinin vicdanında idarenin güvenirliğini azaltan bir eylemin engellenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte memur ve memur sayılan kişilerin kanunlara göre, Devlete sadakat ve dürüstlük ile görevlerini yapması amaçlanmıştır.
TCK m. 247 zimmet suçunu tanımlamıştır. Buna göre “Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. olarak hükmedilmiştir. İlk olarak bu suçun failinin belirlenmesi gereklidir. Kanuni düzenlemeye bakıldığında 5411 sayılı Bankacılık Kanunun m. 160’ta da zimmet suçu düzenlenmiştir. Mülga 4389 Sayılı Bankalar Kanunu
[14] m. 22’deki düzenlenmeye paralel olarak 5411 sayılı kanunun 160. maddesine göre kamu ve özel banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları zimmet suçunun faili olabileceklerdir. Buna göre zilyetliği kendisine devredilmiş veya koruma ve gözetimine bırakılmış malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan veya üyesi ya da banka mensupları zimmet suçunun faili olabilir.
Kanun maddesinde irdelenmesi gerek diğer bir hususta zimmet suçuna konu olacak değerlerdir. Kanun hükmünde geçen “mal” kelimesini madde gerekçesinde taşınır ve taşınmaz mallar olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Mal kavramı içine enerjiler ve maddi veya maddi olmayan haklar da dahil olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca zimmet konusu malın mülkiyetinin kime ait olduğunun da önemi yoktur. Söz konusu mal devletin, kişilerin ya da bankanın olabilir.
Suçun maddi unsuruna gelecek olursak failin denetim ve sorumluluğuna bırakılan malın amacı dışında kullanılması, başkasına kullandırılması, tüketilmesi, satılması ve benzeri fiiller suçun maddi unsurunu oluşturur. Suçun işlenmesi bakımından işlenen bu fiilin icrai ya da ihmali bir davranışla gerçekleşmesi arasında bir fark yoktur. Örneğin fail zimmet suçunu kendi denetimine bırakılan malı başkasına satarak icrai bir davranışla gerçekleştireceği gibi, yedindeki para zamanında devretmeyerek de zimmet suçu işlenebilir. Suçun manevi unsuru ise de kasttır. Fail bilerek ve isteyerek yukarıda bahsedilen icrai veya ihmali davranışı gerçekleştirmelidir.
TCK m. 247 f. 2 ‘de zimmet suçunun nitelikli hali düzenlenmiştir. İlgili düzenlemede “Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır
[18] olarak nitelikli zimmet hali belirtilmiştir. Burada zimmetin yapılabilmesi için herhangi bir kimsenin aldatılması gerekmez. Hükmün amacı zimmet olgusunu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak için yapılan fiillerin nitelikli zimmet olarak değerlendirilmesidir. Mülga 765 sayılı kanunda nitelikli halini belirtirken “dairesini aldatacak” ifadesi kullanılmaktaydı. 5237 sayılı kanunda bunun yerine daha geniş bir yaklaşım getirmiştir. Bununla birlikte mülga kanundan farklı olarak söz konusu aldatıcı fiillere unsurlarının varlığında sahtecilik suçundan da ayrıca yargılanabilmenin yolu açılmıştır.
Kullanma zimmeti olarak tanımlanan fiil mülga 765 sayılı kanunda düzenlenmemiştir. Fakat 5237 sayılı kanunun 247/3 maddesinde bu durum düzenlenmiştir. İlgili hüküm “Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir
[20] şeklinde düzenlenmiştir. Esasında bu çok önemli bir yeniliktir. Yıllarca Yargıtay’ın içtihatlarıyla şekillenmeye çalışılan “kullanma zimmeti” yasal düzenleme altına alınmıştır. Kullanma zimmetinde fail kendisine tevdi olunan malı iade kastı ile kullanmaktadır. Kısa bir süre sonra da iade etmektedir. Devlet ve malın maliki ekonomik anlamda bir zarara uğramamaktadır. Fakat suçun koruduğu kamu idaresinin güvenirliği ve vatandaşın devlete olan itimadı sarsılmaktadır. Bu sebeple bu fiil cezalandırılmaktadır. Bununla birlikte hangi fiilin kullanma zimmeti olarak kabul edileceği madde hükmünden açıklanmamıştır. Kanun hükmünde geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmesi olarak getirilen düzenlemede “geçici sürenin” ne kadar olacağı açık değildir. Bu sebep ile yapılan her münferit fiilde halin şartlarının değerlendirilmesiyle kullanma zimmetinin mevcut olup olmayacağına karar verilmelidir.
5237 sayılı kanunun 248. maddesinde etkinlik pişmanlık halleri gösterilmiştir. Buna göre “Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir. Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir”. olarak düzenlenmiştir. Hükme göre etkin pişmanlık hallerini üç ana zamanda planlamıştır. Buna göre etkin pişmanlığın soruşturma başlamadan önce yapılması, kovuşturma başlanmadan önce yapılması ve de hükmünde önce yapılmasına göre hükmedilecek cezada çeşitli oranlarda indirim sağlanmaktadır. Her şeyden önce failin bu eylemleri gönüllü olarak yapması gerekmektedir. Herhangi bir cebri yola fail zimmetine geçirdiği malı iade ederse etkin pişmanlıktan bahsedilemeyecektir. Failin zimmet konusu malı iade etmesi hükmünden de anlaşılacağı gibi sadece ceza indirim sebebidir. Fail söz konusu malı iade etse bile zimmet fiili ile devlet güvenirliğini ve işleyişine itimadı sarstığı için cezalandırılacaktır. Etkin pişmanlıktan söz edebilmek için iadenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Failin bu konudaki vaat ya da sözü dikkate alınmaz.
5237 sayılı kanun mülga 765 sayılı kanundan farklı olarak ağırlaştırıcı sebepler öngörmemiştir. Bununla birlikte hafifletici sebep olarak ta etkin pişmanlıkla birlikte TCK m. 249’ta düzenlenen zimmet konusu malın değerinin azlığını düzenlenmiştir. Buna göre “Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir”. hükmü yer almaktadır. Değer azlığı eğer basit zimmet ise konusu para ve para ile ölçülen bir malsa paranın alım gücüne göre, kullanma zimmetinde ise elde edilen menfaatin miktarıyla belirlenir.


IV. GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA
Görevi kötüye kullanma suçu esasında genel, tali ve tamamlayıcı nitelikte bir suç tipidir. Ceza kanunda ayrıca düzenlenmiş, suç tiplerine girmeyen aykırı hareketler eğer şartları mevcutsa görevi kötüye kullanma suçu kapsamında cezalandırılır. Kısacası özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suç tiplerinden birine girmeyen genel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçudur.
TCK m. 257 uyarınca “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır hükmedilmiştir. Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere başka maddelerde suç olarak tanımlanmamış hukuka aykırı fiillerin cezalandırılması amacıyla düzenlenmiştir.
Suçun faili TCK m. 6 uyarınca tanımlanan kamu görevlileri ve özel kanunlar kapsamında cezai fiiller açısından kamu görevlisi kabul edilenlerdir. Suçun maddi unsuru failin bulunduğu görevin gereklerine aykırı davranması ve bu aykırılığın özel nitelikteki suçların kapsamına girmemesidir. Bu aykırılık sadece failin kendi görev ve yetkileri alanında olması zorunludur. Görevi kötüye kullanma fiili hem icrai hem de ihmali eylemlerle işlenebilir. Hareketin sadece icrai olması gerekmez. Suçun manevi unsuru olarak mülga 765 sayılı kanundan farklı olarak 5237 sayılı kanun özel kastı aramıştır. Buna göre fail; kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı veya kişilere haksız kazanç sağlanmak kastıyla görevinin gereklerine aykırı davranmalıdır. Su sebeple fail mesleki deneyimsizlik ve tecrübesizlik sebebiyle görevinin gereklerine aykırı davranırsa suçun manevi unsuru olmadığından görevi kötüye kullanma suçu oluşmayacaktır.


V. DOLANDIRICILIK
TCK m. 157 uyarınca “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir olarak hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre fail hileli davranışlarla bir kimseyi aldatarak aldatılanın veya bir başkasının zararına kendisine ya da başkasına yarar sağlayan kişidir. Bu suç banka aleyhine işleneceği gibi banka mensuplarınca da işlenebilir. Dolandırıcılık suçunun maddi unsurları ise fail tarafından hileli davranışlar yapılması, bu fiillerle bir kimsenin aldatılması ve aldatılma neticesinde aldatılan ya da başkasının zararına ve failin veya bir başkasının yarar elde etmesidir. Suçun manevi unsuru ise failin hileli davranışları ile haksız çıkar sağlama ve mağdura zarar verme bilinç ve iradesiyle hareket etmesidir.
TCK m. 158 nitelikli dolandırıcılık hallerini göstermiştir. Buna göre m. 158 f. f) ve j)’de bankacılıkla ilgili nitelikli dolandırıcılık halleri gösterilmiştir. Bu haller ise “Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle; Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla; kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak m. 157 tanımlanan fiilin yapılmasıdır. Görüldüğü üzere bankaların araç olarak kullanıldığı ya da bankalardan kredi tahsis işlemlerine ilişkin yapılan dolandırıcılık fiillerini TCK nitelikli dolandırıcılık olarak tanımlamıştır. Ayrıca TCK m. 158’e 29.06.2005 tarihinde 5377 Sayılı kanunun 19. maddesiyle eklenen son cümleyle “Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz hükmüyle yukarıda belirtilen nitelikli dolandırıcılık hallerinde verilecek ceza alt sınırını belirleyerek, ilgili suçların caydırıcılığını arttırmıştır.
TCK m. 159’da bir hafifletici sebep düzenlenmiştir. Buna göre “Dolandırıcılığın, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi hâlinde, şikâyet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre fail ile mağdur arasında herhangi bir hukuki ilişki mevcutsa ve yapılan hile davranış buradan doğan alacağın tahsili içinse kanun koyucu bunu daha az bir ceza ile cezalandırmıştır.


VI. RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK
Kamu güvenine karşı işlenen suçlardan resmi belgede sahtecilik TCK m. 204’te düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre “Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindedir. Sahteciliği iyi anlaşılması için ilk olarak sahte belgenin tanımlanması gereklidir. Sahte belge yazılı, düzenleyicisi olan ve belirli bir içeriğe sahip olan belgedir. Ayrıca söz konusu sahte belge kişileri aldatıcı nitelik ve yetenekte olmalı, kolaylıkla ilk bakışta ayırt edilememelidir.
Hükme göre fail resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen ya da resmi belgeyi değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişidir. Suçun maddi unsurları ise resmi belgeyi sahte olarak düzenleme, resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek veya sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Suçun manevi unsuru ise sahte belgeyi bilerek ve isteyerek düzenlemek veya değiştirmek ya da belgenin değiştirildiğini bilmek ve bilinçli olarak kullanmaktır.
Resmi belgede sahtecilik suçunun iki ayrı ağırlaştırıcı sebebi mevcuttur. İlki TCK m. 204 f. 2 uyarınca “Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır
[35] hükmüyle düzenlenmiştir. Diğeri ise TCK m. 204 f. 3’ deki “Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır hükmüdür. Düzenlenen bu iki halde kamu idaresine olan güven daha fazla sarsıldığı için kanun koyucu suçların bu şekilde işlenmesini daha ağır yaptırımlara bağlamıştır.
Tüm sahtecilik suçlarına ilişkin bir hafifletici sebep TCK m. 211’de öngörülmüştür. Buna göre “Bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi hâlinde, verilecek ceza, yarısı oranında indirilir. hükmedilmiştir.
Ayrıca TCK m. 212’de sahtecilik suçlarının diğer suçlarla birlikte işlenmesi durumdaki içtimasını düzenlemiştir. Hükme göre “Sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunurşeklindedir. Kısacası sahtecilikle birlikte fail başka bir suç işlerse; hem sahtecilikten hem de işlediği diğer suçtan ceza alır.


VII. ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK
Resmi belgeler haricinde bir takım özel belgeler mevcuttur. Bu tür belgelerin sahte olarak üretmeyi veya gerçeğinin üzerinde değişiklik yapmayı ya da bu tür belgeleri kullanmayı ceza kanunumuz suç olarak kabul etmiştir. TCK m. 207 uyarınca “Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. şeklinden düzenlenmiştir.
Özel belgede sahtecilik suçu hemen hemen resmi belgede sahtecilik suçuyla aynı özelliklerdedir. Fail özel bir belgeyi sahte olarak düzenleyen ya da özel belgeyi değiştiren veya sahte özel belgeyi kullanan kişidir. Yine suçun maddi unsurları özel belgeyi sahte olarak düzenleme, özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek veya sahte özel belgeyi kullanmaktır. Suçun manevi unsuru ise özel belgeyi bilerek ve isteyerek düzenlemek veya değiştirmek ya da belgenin değiştirildiğini bilmek ve bilinçli olarak kullanmaktır.
Kanun koyucu bir takım özel belgelerde sahtecilik yapılması durumunda faillerin resmi belgede sahtecilik suçuyla yargılanmasını öngörmüştür. TCK m. 210 uyarınca “Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır hükmüyle bazı özel belgelerde yapılan sahteciliğin yaptırımı arttırılmıştır.
Resmi belgede sahtecilikte olduğu gibi tüm sahtecilik suçları için ortak bir içtima ve hafifletici sebep sistemi getirilmiştir. Buna göre TCK m 211 uyarınca eğer bir hukuki alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla sahtecilik yapılırsa hükmolunan cezanın yarısı indirilir. Özel belgede sahtecilik suçuyla birlikte başa bir suç işlenirse TCK m. 212’e göre fail hem sahtecilikten hem de işlenen diğer suçtan cezalandırılır.


SONUÇ
Ekonomik sistemde çok kritik bir yere sahip olan bankların iyi işlemesi devlet için çok büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple sistemin düzgün şekilde çalışmasını engelleyen ya da düzenini bozan eylemler çeşitli kanunlarca yasaklanmış ve bu tür eylemlere muhtelif yaptırımlar bağlanmıştır. Bu doğrultu da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunda da bankacılık düzenine karşı işlenen, ekonomik sistemi ve devletin güvenirliğini bozan, kamu idaresine güveni sarsan eylemler suç olarak kabul edilmiş ve bunlar için yaptırımlar tespit edilmiştir.
Türk Ceza Kanunun çeşitli bölümlerinde bankacılığa ilişkin suçlar tanımlanmış ya da bazı suç tiplerinin bankalara karşı veya bankalar aracıyla işlenmesini ağırlaştırıcı sebep olarak kabul etmiştir. 5237 sayılı kanunda geçen bankacılıkla ilgili suçlar ise; Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi veya Belgelerin Açıklanması, Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, Zimmet, Görevin Kötüye Kullanması, Dolandırıcılık, Resmi Belgede Sahtecilik ve Özel Belgede Sahteciliktir. Bu suçları kısaca değerlendirecek olursak; Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi veya Belgelerin Açıklanması ticaret, sanayi ve ekonominin korunması için çıkarılmıştır. Cebir ve şiddet altında sırrı elde etmeyi ağırlaştırıcı sebep olarak kabul etmiştir. Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması suçu 5237 sayılı kanunla müstakil bir madde olmuştur. Mülga 765 sayılı kanunda dolandırıcılığın içinde değerlendirilmekteydi. Bilişim alanında işlenen suçlar içinde düzenlenmiştir. Zimmet kamu idaresinin güvenirliğine karşı işlenen bir suçtur. Zimmet konusu maldan daha önemlisi devletin kamu önünde kaybettiği itibarının giderilmesidir. 5237 sayılı kanunla zimmet konusunun “mal” ibaresi kullanılmıştır. Mal kavramı da taşınır taşınmaz her türlü eşya için kullanılabilmektedir. Ayrıca 5237 sayılı kanunla birlikte yıllardır Yargıtay içtihatlarıyla tanımlanmaya çalışılan kullanma zimmetini tanımlamıştır. Kullanma zimmeti yasal çerçeve içine alınmıştır. Tali ve tamamlayıcı bir hüküm olan görevi kötüye kullanma ile diğer özel nitelikteki suç unsurlarını içermeyen eylemlerin cezalandırılması için düzenlenmiş bir hükümdür. Hüküm gereğince icrai ya da ihmali her hangi bir hareketle görevine aykırı davranan kişi kamunun zararına veya kişilerin mağduriyetine sebep olursa veya kendisine ya da başkalarına menfaat temin ederse görevi kötüye kullanma hükümlerine göre cezalandırılır. Dolandırıcılıkta bankacılıkla ile hükümler özellikle nitelikli dolandırıcılıkta ortaya çıkmaktadır. TCK m. 158’de düzenlenen hallerden e, f ve j bentlerinde bankacılıkla ilgili dolandırıcılıklarda cezaların alt sınırının en az üç yıl ve adli para cezasının da suçtan elde edilen menfaatin en az iki katı olacağı hükmedilmiştir. Resmi ve Özel Belgede Sahtecilik suçunda ise gerek içtima gerekse hafifletici sebep açısından birlikte düzenlenmiştir. Sahtecilik suçundaki önemli husus ise TCK m. 210 uyarıca; sahtecilik emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması durumunda özel belge sahtecilik yerine resmi belgede sahtecilik hükümleri uygulanır.
Bankacılık sisteminin taşıdığı önem neticesinde hem 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hem de 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yaptırımlar düzenlenmiştir. Bir takım suçlar sadece 5411 sayılı kanunda düzenlenmiş bazıları müştereken 5237 sayılı kanunda da düzenlenmiştir. Müştereken düzenlenen kısımların uygulanmasında çıkacak uyuşmazlıklar için 5411 sayılı kanunda hangi hüküm daha ağır cezayı getirmişse o uygulanır şeklindeki bir düzenleme ile önlemeye çalışmıştır. Diğer bir yenilikte 5237 Sayılı ceza kanunun yürürlüğüne girmesiyle yaşanmaktadır. Mülga 765 sayılı kanuna göre önemli değişiklikler yaşanmıştır. Bazı yeni suç tipleri ortaya çıkmış ve kanun sistemi büyük ölçüde değişip farklılaştırılmıştır. Bu değişimde de bazı maddelerin düzenlenmesinde sorunlar yaşanmaktadır. 5237 sayılı kanunun yürürlüğü Haziran 2005’te başlamıştır ve iki seneye yakın bir zamandır yürürlüktedir. Fazla zaman geçmeden söz konusu sorunlu hükümler tekrar değerlendirilip düzenlenebilir. Bunun için yeni ceza kanunun böyle sorunlarının tekrar değerlendirilmesi hem bankacılık suçları hem de diğer suçlar için çok büyük önem arz etmektedir

                                                                      AV. ELA KURT



Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !